top of page

* Pirinç Denizci Dürbün

 

Bir Sabahattin Ali öyküsü...

 

Öyküde okuyamamış, babasının ölümünden sonra para kazanmak için bir gemide ateşçi olarak çalışmaya başlamış bir genç anlatılır. gemide kötü şartlarda çalışıyorlardır, gemide doğru düzgün yemek bile çıkmaz; her seferinde bakla yemekten ve doyamamaktan tüm işçiler şikayetçidir, mutsuzdur. işleri ağırdır, o orTamda çalışarak, ocakta her kapağı kaldırdığında yüzüne vuran ateş dalgasına, sıcağa bir insan vücudu kaç sene dayanabilir diye düşünmeye başlar genç.

"üc dört sene sonra ne yapacaktı? bu öyle bir işti ki en sağlam adamı birkaç senede Tamamlardı. ondan sonra makine yağcılığına, vinççiliğe, hatta hamallığa geçmek, yarı sakat ve çürük bir vücudu birkaç gün daha yaşatabilmek için uğraşmak icap edecekti. ve daha sonra? allah bilir.."

 

ama genç bu durumda olmasını biraz da tesadüflere bağlamaktadır. öyle ya, belki babası başka bir işte çalışsaydı, ölmeseydi, genç de okuyacak belki şimdi başka bir yerde olacaktı. ve sabahattin ali de, yine, bu, konusu belki de basit olabilecek öyküde kadercilik hakkında güzel bir tespit yaparak bizleri her zamanki gibi etkilemeyi başarır.

 

"peki kendisinden her şeyi niçin almışlardı? birçok yerlerde birçok adamların konuşmalarına kulak vermiş, onlardan daha az akıllı olmadığına kanaat geTırmişti. kuvveti de yerindeydi; şu halde sırf bir tesadüf onu böyle, ötekileri öyle yapmıştı ha? o zaman birdenbire farkına vardı ki, kendisini ve arkadaşlarını, hatta bÜtün kendisine benzeyenleri bir hareketten, bir kabarıştan meneden bu "tesadüfe inanma"dır. çünkü öyle anlar olur ki, insan çok cüretli denebilecek şeylere bile kalkar, hiç akranları olmayanlara bile hücum eder; fakat hücum edeceği şeyin yalnız bir fikir, görünmez bir kuvvet, "bir tesadüf" olması onu yerinde oturmaya mecbur eder.. halbuki mademki eninde sonunda hep birdi ve hiçbir zaman şimdi olduklarından daha fena olmaları mümkün değildi, niçin "tesadüf"e hücum etmekten çekinmeliydı?"

 

"evet hep tesadüf.. onun sırtına giyeceği yoktu ve mal sahibi seksen kat üst üste giyebilirdi. bu tesadüftü.. fakat eğer mal sahibi bunlara ayda yirmişer lira fazla verse, -bunu yapmak onu hiç de sarsmazdı- o zaman bunların da birer kat, ikişer kat elbiseleri çamaşırları olur ve "tesadüf" böyle olmazdı.. tesadüfün bu kadar Kolay değişebileceği hiç de aklına gelmemişti."

 

Bu gemici çocuğun tesadüfleri bizde olMasada bu gemide